BATI DÜŞÜNCESİ
Batıyı batı yapan temel taşlar... Antik Yunan düşüncesi... Hümanizm, Hıristiyanlık, Roma, kilise... Aydınlanma felsefesi... Sanat, edebiyat verimleri...
|
BATI ÇIKMAZI
Puşkin Üzerine Konuşma
Fyodor Dostyevski
Puşkin Üzerine Konuşma Dostoyevski'nin 6 Haziran 1880'de Moskova'da Puşkin'in bir heykelinin açılışı münasebeti ile yaptığı konuşma metnini kapsamaktadır. Bu konuşmasında Puşkin'in çeşitli özellikleri üzerinde durarak onun Rus milleti için taşıdığı millî değeri ifade etmeye çalışan Dostoyevski, o yıllarda Rus aydınları arasında yaygın olan batıcılığa karşı milliyetçiliği destekler. Ünlü yazarın düşünceleri Türkiye ve benzeri ülkelerde de günümüze kadar süregelen batılılaşma hareketlerine açıklık getirmektedir. |
96 sayfa | 3. Hamur Kâğıt | Karton Kapak | Küçük Boy (13.5 x 19.5 cm.)
Basım Tarihi: Ağustos 1992 | 2. Baskı (Baskısı var) | ISBN: 975-7462-35-7
6,00 YTL
|
| |
|
|
BATININ ÇÖKÜŞÜ
Oswald Spengler
Materyalist hümanistlerden, ütopyalardan, "daha iyi bir dünya" taraftarlarından nefret ederdi. Ona göre barış, tek taraflı bir çözüm şeklidir. İnsanın makina karşısındaki tavrını eleştirir. Mühendisler birer "makina papazı" olmamalıdır. Makina dünyaya hakim olduğu sürece her Avrupalı ona hayranlık duyacaktır. Buna karşılık Hintli, Çinli veya Doğulu herhangi bir insan ondan içten içe nefret etmektedir. Fakat sanayiye ve zengin olmaya kim karşı çıkabilir?
Kitap ünlü düşünür O. Spengler'in en önemli eserlerindendir. Batı'yı mimarisinden düşünce yapısına kadar tarihi bir çerçeve içinde incelemektedir. |
sayfa | Kâğıt | |
Basım Tarihi: | . Baskı (Baskısı yok) | ISBN:
YTL
|
| |
|
|
BATININ OLUŞUMU
Christopher Dawson
Eser Batı'yı meydana getiren unsurların oluştuğu dönemi konu ederken; Yunan ve Roma'dan başlayan ve Hristiyanlıktan Rönesans'a kadar olan mayalanma devrini tahlili esnasında Doğu'dan özelikle İslam'dan gelen etkileri, devrin Avrupa'sını derinden tesiri altına alarak bugünü hazırlayan temellerin atılışını çeşitli kaynaklara eğilerek incelenmektedir.
Dawson, Avrupa Birliği ideolojisine bağlıydı, ama yazar "Helenizmi bir yana bırakacak olursak ne Avrupa medeniyeti ve hatta ne de Avrupa insanı düşüncesinin doğması imkansız olurdu" diyerek Batı'nın ilk kaynağını göstermektedir.
Batı'nın ayırıcı vasıflarının kavranması, bunların tarihi boyutlarının ortaya konması, dolayısı ile Batı'nın doğru olarak tanınması açısından bu eser, günümüz Türkiye'sinde aktüalitesini koruyan Batılılaşma meselesine ışık tutacaktır. |
268 sayfa | 3. Hamur Kâğıt | Karton Kapak | Küçük Boy (13.5 x 19.5 cm.)
Basım Tarihi: Mart 1997 | 2. Baskı (Baskısı var) | ISBN: 975-7032-01-8
13,00 YTL
|
| |
|
|
DENEMELER 1
Michel de Montaigne
Denemeler'in 1580'de ilk cildini, 1588'de ise 3 cildi tamamlanmış olarak yayın hayatına kazandıran Montaigne, Kral III. Henri tarafındanda övgüyle karşılanmış, Bordeaux Belediye Başkanlığına seçilmiştir. Montaigne'nin Denemeler'i yazmasının üstünden 400 yıldan uzun süre geçmesine rağmen hâlâ ilgi gören bir eserdir. Bu ilginin en önemli nedenlerinden biri Montaigne'nin seçtiği konu ve bu konuyu işleyiş şeklidir.
Rönesans döneminde, Avrupa'da Hümanist değerlerin paylaşıldığı, krala ve kiliseye bağlı, inançlı, Katolik bir aile ortamında, okumaya ve düşünmeye meraklı birisi olan Montaigne, vaktinin çoğunu geçirdiği kütüphanesinde, yeni ve hiç görülmedik bir felsefeyle birlikte, türünün ilk örneğini verdiği bir edebi geleneğin de başlatıcısı olmuştur. Onun İşlediği temel konu insanın yetersizliğidir. O güne dek hiçbir yazar okurunun karşısına onun kadar çıplak bir şekilde çıkmak istememişti.
Montaigne adı Türkiye'de fazla duyulmuş hatta birçoğumuzun okul yıllarında okumuş olmamıza rağmen ülkemizde tam manasıyla tanına bir düşünür değildir.Bunun en önemli nedeni belkide Selahattin Eyüboğlu'nun tarafından yapılmış tercümenin bir derleme olmasından kaynaklanıyor. Denemeler toplamda 107 denemeden oluşan üç ciltlik bir eserdir. |
413 sayfa | 3. Hamur Kâğıt | Karton Kapak | Küçük Boy (13.5 x 19.5 cm.)
Basım Tarihi: Temmuz 2005 | 1. Baskı (Baskısı var) | ISBN: 975-995-009-X
19,00 YTL
|
| |
|
|
DEVLET
Eflatun (Platon)
Dünya tarihinin en önemli düşünürlerinden olan Eflatun (Platon, MÖ 427-347) haklı ününü, toplumsal sorunlarına çözüm önerileri getirme çabası sonucu ortaya koyduğu düşüncelerle elde etmiştir. Eflatun'un vatandaşı olduğu Atina o doğdundan gençliğine kadar ağır koşullarda, savaş içerisinde geçmiştir. Bu durum onun düşüncesinin devlet üzerine yoğunlaşmasına sebep olmuştur. Hocası Socrates'in idam edilmesi onu derinden etkilemiş ve Atina'nın inanç sistemlerini sorgulamasına neden olmuştur.
Eflatun Herakleitos'un, Parmanides'in, Ptyhagoras'ın, ve Sokrates'in düşüncelerinden büyük ölçüde faydalanmıştır. Atina'nın içinde bulunduğu siyasal, sosyal, iktisadi, düşünsel ve inançla ilgili bunalımlarından kurtulma yollarını aramış, bütün ömrü boyunca bu konularda çalışmıştır. Bu durumda kurtulmanın yolu olarak, yeni bir model ortaya koyarak, bu model çerçevesinde Devlet isimli kitabını biçimlendirmiştir.
Adı geçen kitap bilgi öğretisi, metafizik, ahlak, toplumsal yapı ve kurumlar, siyaset, siyasal sistemler, devlet, devletin amacı ve yapısı, ruh anlayışı, öte dünya fikri, eğitim ve daha onlarca düşünce türüne kaynaklık eder. Devlet hem İslam hem de Batı düşüncelerini en çok etkileyen çalışmalardan biri olarak düşünce tarihindeki sağlam yerini günümüzde de korumaktadır. |
373 sayfa | 3. Hamur Kâğıt | Karton Kapak | Küçük Boy (13.5 x 19.5 cm.)
Basım Tarihi: Eylül 2005 | 1. Baskı (Baskısı var) | ISBN: 975-995-016-2
16,00 YTL
|
| |
|
|
DİNE DÖNÜŞ
Henry C. Link
------ |
149 sayfa | 3. Hamur Kâğıt | Karton Kapak | Küçük Boy (13.5 x 19.5 cm.)
Basım Tarihi: 2005 | 2. Baskı (Baskısı var) | ISBN: 975-995-035-9
8,00 YTL
|
| |
|
|
EGZİSTANSİYALİST FELSEFENİN BEŞ KLÂSİĞİ
Frank N. Magill
Kitapta egzistansiyalist düşüncenin felsefi değerlendirmeleri yapılmış beş klasik özet halinde sunulmuştur. Bunlar; Kierkegaard'ın "İlim Dışı Eklenti"si, Heidegger'in "Varlık ve Zaman"ı, Jaspers'in "Düşünce ve Existenz"i, Sartre'ın "Varlık ve Yokluk"u, Marcel'in "Varlık Sırrı"dır. Kitaba ayrıca yazarlar hakkında kısa bilgiler de eklenmiştir. |
115 sayfa | 3. Hamur Kâğıt | Karton Kapak | Küçük Boy (13.5 x 19.5 cm.)
Basım Tarihi: Ekim 1992 | 2. Baskı (Baskısı var) | ISBN: 975-7462-52-7
6,00 YTL
|
| |
|
|
ENDİŞE
Sigmund Freud
Kitapta Batı'nın yetiştirdiği önde gelen ilim adlarından biri olan Sigmund Freud'un insan psikolojisi üzerine geliştirdiği düşüncelerinden bir bölümünü kapsamaktadır.
Freud endişeyi "tehlikeye karşı gösterilen tepki" olarak ele almaktadır. Söz konusu tehlikeler bütün insanlık için geçerlidir. Endişenin meydana gelişi, egonun savunması, nevrozlar, bastırma, zorlama ve çocukluktan itibaren gelişen fobiler, bunların şuuraltındaki etkileri bu eserin konusunu teşkil etmektedir. |
101 sayfa | 3. Hamur Kâğıt | Karton Kapak | Küçük Boy (13.5 x 19.5 cm.)
Basım Tarihi: Kasım 1992 | 2. Baskı (Baskısı yok) | ISBN: 975-7462-51-9
6,00 YTL
|
| |
|
|
HÜKÜMDAR
Niccolo Machiavelli
Hükümdar’ın yazarı Niccolò Machiavelli, bugünkü manasıyla siyaset biliminin, modern siyasî kültürün tohumlarını ekmiş, realpolitik teoriyi ortaya koymuş bir kuramcı, devlet adamı ve sanatçıdır. Son beş yüzyıldır, her bir çağı yoğuran “düşünce” içinde, Machiavelli yerini bulmuş, bütün tartışmalarda taraf olmuş, şiddetle eleştirilip şeytan damgası yiyecek denli yerildiği de söylediklerinin dünya durdukça “gerçek” addedildiği de görülmüştür. Kimdir Machiavelli? İtalya’nın millî birliğini sağlamak için burjuvaziyi örgütlemek isteyen ve bu yüzden Papalığa başkaldıran bir vatansever mi, sırf devlet kademesindeki eski mevkiine ulaşmak için iktidara sevimli görünmeye çalışan bir düşkün mü, gözü dönmüş bir zındık yahut ahlâksız, hırslı ve çıkarcı bir sefil mi?
Machiavelli’nin düşüncesini şekillendiren ortam olan 15. yüzyılın İtalya’sında Donatello ve Boticelli gibi sanatçıların eserleri “insanı” kutsarken, Cicero, Horatius, Vergilius gibi Antik Çağ şair ve düşünürlerinin eserleri Latince ve Yunanca’dan tercüme ediliyor, Machiavelli’yi en çok etkileyen kişilerden Petrarca ve Dante’nin “vahiy” temelli dünya görüşünü reddeden görüşleri Rönesans hümanizmasının temellerini atıyordu. Amerika kıtası yüzyıl sonunda keşfedilmişti.
Bu görüş ve gelişmeler ışığında hedef, öteki dünyayı değil bu dünyayı kurtarmaktı. Ruh yerine madde, inanç yerine akıl, emek ve yetenek yüceltiliyordu. Toplumsal yaşam önem kazanmıştı. Bütün bunların siyasî yansıması olarak Fransa ve İspanya’da çağdaş ulusal devlet oluşumunu tamamlıyordu. Günümüz Almanya ve Avusturya topraklarında Kutsal Roma Germen İmparatorluğu vardı. Ancak İtalya siyasal birliğini tamamlayamamış; Milano, Napoli, Venedik, Cenova gibi şehir devletleri ile feodal yapının izlerini taşıyan Papalık Devleti arasında siyasî ve ekonomik manada bölük pörçük bir haldeydi.
Hukukçu bir babanın oğlu olarak 1496 yılında Floransa’da doğup, klasik Yunan ve Latin eğitimi görmüş olan Niccolò Machiavelli, devlet kademesinde çeşitli görevlerde bulunmuş; bu vesileyle adı geçen devletlerin, bu arada Osmanlı Devleti’nin yönetimlerini inceleme ve bunları birbirleriyle kıyaslama fırsatı yakalamıştır.
Machiavelli’nin, Avrupa’nın Osmanlı Devleti’ne karşı güdeceği siyaset ve Avrupa’nın doğu karşısındaki geleceği meselelerinde en önemli görüşleri ortaya koyan ilk kişilerden olduğu söylenebilir. O, doğuyu Osmanlı kanadından gözlemlemiştir. Serahsi’nin Şerhu’s-Siyeri’l-Kebir isimli eserinde teferruatıyla açıkladığı, Osmanlı dış siyasetinin temel noktaları olmuş ilkeleri, İtalya’ya yönelik iç siyaset ilkelerine dönüştürmüştür.
Yüzyıl sonunda İtalya’dan sürülmüş olan Medici ailesi 1512’de tekrar iktidara döndüğünde, sürgün yolu bu kez Machiavelli’ye görünmüştü. İşte Rönesans döneminin yöneticilere önerilerde bulunan kitaplar geleneğinden gelen Hükümdar bu dönemde Medici ailesine ithafen yazılmıştır. Eserin kaleme alınmasında bir yandan Machiavelli’nin görevine geri dönme arzusu, diğer taraftan da İtalyan ulusal birliğinin Mediciler eliyle sağlanması gibi toplumsal bir amaç olduğu düşünülebilir. Kendisinin birinci amacı kısmen gerçekleşmiş ve sürgün hayatı sona ermiş, diğer amacını gerçekleştirmek yolunda öne sürdüğü görüş ise siyaset sözlüğüne “Makyavelizm” kavramını kazandırmıştır: Amaca giden her yol mubahtır.
Machiavelli felsefî tutumu bir yana bırakılacak olursa daha ziyade bir siyaset kuramcısıdır ve İtalyan millî birliğinin sağlanması yolunda teklif ettiği yönetim biçimi mutlak monarşi, yönetici ise “Hükümdar”dır. Hiçbir kurum, kişi, yasa, sınıf, ilke, kuralın engelleyemeyeceği, din, ahlâk ve değerlerin etki alanı dışında bir Hükümdar. Zira, insan doğası gereği bencildir; nankör, içten pazarlıklı, ürkek, doymak bilmez, çıkarcı, muhteristir. Onu dize getirecek yönetici, bu yolda her türlü araca başvurabilecektir. Yalan söylemesi gerekirse söyleyecek, adam öldürmesi gerekecekse öldürecek, gerektiğinde din ve ahlâka aykırı davranacaktır.
Eserde yönetim biçimleri, askerlik, hükümdarın tebaasına, ordusuna, bakanlarına, ruhban sınıfına, yakın çevresine karşı güttüğü tutumların nasıl olması gerektiği gibi siyasetin pratik konularına dair tavsiyeler ve sınıflandırmalar bulunmakta.
Batı Düşüncesi serimizde oluşmakta olan Siyaset Kitaplığında Thomas More’un Ütopya’sı, Eflatun’un Devlet’i, Aristo’nun Politika’sından sonra Machiavelli’nin Hükümdar’ını okuyucumuza sunuyoruz. Machiavelli’nin Türkçe’de ilk kez yayımlanan bir başka eseri, Discorsi adıyla tanınan Titus-Livius’un İlk On Kitabı Üzerine Konuşmalar ise Siyaset Üzerine Konuşmalar ismi ile kütüphanemizdeki yerini alıyor.
|
117 sayfa | Kâğıt | Karton kapak | Küçük Boy (13.5 x 19.5 cm.)
Basım Tarihi: Ocak 2008 | . Baskı (Baskısı var) | ISBN: 978-975-995-095-8
11.00 YTL
|
| |
|
|
İNSANI TANIMA SANATI
Alfred Adler
İnsanlar yaratılışlarındaki fizikî ve ruhî özellikleri icabı bir arada yaşamaya mecbur, sosya varlıklardır. Ancak gerek kendi varlığımız, gerekse birarada yaşadığımız diğer insanları tanımak için yeterli bilgilere sahip değiliz. İnsanlara birbirlerini ne kadar tanıdıkları sorulduğunda, bu konuda ekseriya başarısız oldukları ortaya çıkar.
Dr. Alfred Adler'in bu meşhur eseri hemcinsimizi tanıma, ruh hayatı, duyguları, heyecanları, hayata bakışı, yaşadığı sosyal ve kültürel her türlü ilişki, karakter yapısı konusunda bize ışık tutuyor.
|
240 sayfa | 3. Hamur Kâğıt | Karton Kapak | Küçük Boy (13.5 x 19.5 cm.)
Basım Tarihi: Mart 1997 | 5. Baskı (Baskısı var) | ISBN: 975-7032-10-7
10,00 YTL
|
| |
|
|
İSLAMİYET VE POZİTİVİZM (Yeni)
August Comte
SUNUŞ
1789 yılında üniversitesiyle tanınan Montpellier’de (Fransa) doğup, burada Petrarca, Rabelais ve John Locke gibi ‘insanı’ ve ‘aklı’ yüceltmiş büyük isimler ile aynı tedrisattan geçmiş olan Auguste Comte sıhhatsiz bir çocuktu ve elli dokuz yıllık hayatı boyunca da sağlıksız ve çoğu zaman mutsuz oldu. Yirmi dokuz yaşında Seine Nehri’ne atlayarak intihar girişiminde bulunmuştu.
İnsanlık Dininin kurucusu Comte keskin bir zekâyla birlikte isyankâr bir kişiliğe sahipti. On dördünde Katolik kilisesinden ayrıldı ve Kralcılığa karşı çıktı.
Yirmili yaşların başında Fransız Aydınlanmacılarından Montesquieu, Condorcet ve Turgot ile birlikte Hume ve Kant’dan da etkilenerek öznel sentezini ortaya koydu. Auguste Comte sosyoloji ile bilgiye ancak bilimsel metotlarla ulaşılacağını savunan ve 1845’ten itibaren İnsanlık Dinine dönüşen Pozitivizmin öncüsüdür. Bu din maneviyatı reddeden ve bu dünyayı kurtarmayı hedefleyen bir “din”dir. Teolojik ve Metafizik hallerden geçen ve gelmiş geçmiş her türlü dini bağrında toplayıp hepsini aşan “yeni din”, sonunda Pozitif Din olacaktır. Bu dinin Tanrısı insanlık, peygamberi bilim adamları ve mucizeleri ise ilmî keşiflerdir. İbadet üstün bir varlığa tapınarak değil insanlığın gelişimi için çaba sarf edilerek yapılır. Kendi isteğiyle mezar taşına yazdırdığı gibi: “İlke olarak sevgi, temel olarak düzen, amaç olarak gelişme”.
Auguste Comte İslâm ile ilgilenmiş ve İslâm’ı bazı bakımlardan takdir etmiş ender batılı düşünürlerdendir. Elinizdeki çalışmada onun İslâm’a dair fikirleriyle birlikte 1853 yılında Osmanlı Sadrazamı Reşit Paşa’ya yazdığı ve Türk halkını İnsanlık Dinine davet ettiği mektubunu bulacaksınız.
DERGÂH YAYINLARI
|
57 sayfa | Kâğıt | Karton kapak | Küçük Boy (13.5 x 19.5 cm.)
Basım Tarihi: Şubat 2008 | 1. Baskı (Yeni) | ISBN: 978-975-995-107-8
YTL
|
| |
|
|
MERHAMET
Arthur Schopenhauer
Schopenhauer'ın muhalif felsefesi Aydınlanma çağının büyük düşünürü Kant'ın açtığı yolu izlemiştir. Onun felsefesini Kant'ın transsendental idealizmi ile Hint düşüncesi etkilemiştir.
Schopenhauer'ın felsefesini ele alırken, dönemin düşünce ortamından ziyade, kendi hayat hikayesini incelemek ve melankolik temayüllerini göz önünde bulundurmak onu kavrayabilmek açısından daha faydalı olur.
Schopenhauer'ın ahlakı, insanların özdeşliğinden ileri gelen acıma duygusuna, yani merhamete dayalıdır. Ona göre insanı yüce olana sevkeden yegâne his merhamettir. Ancak kendimizi başlasının yerine koyarak yahut kendimizi başkası olarak algılatarak başkaları için iyi bir şeyler yapabiliriz. |
142 sayfa | 3. Hamur Kâğıt | Karton Kapak | Küçük Boy (13.5 x 19.5 cm.)
Basım Tarihi: Ocak 2007 | 1. Baskı (Baskısı var) | ISBN: 975-995-054-5
7,00 YTL
|
| |
|
|
MİSTİSİZM
Maurice Blondel
|
120 sayfa | 2. Hamur (ithal) Kâğıt | Karton Kapak | Küçük Boy (13.5 x 19.5 cm.)
Basım Tarihi: Ocak 2008 | 1. Baskı (Baskısı var) | ISBN: 975-995-098-9
8,00 YTL
|
| |
|
|
MİSTİSİZM
Maurice Blondel
SUNUŞ
Maurice Blondel 1861 yılında Dijon’da doğdu. Felsefeye yönelmesi kendiliğinden olmuştur. 1881’de Fransa’nın en prestijli bilim ve edebiyat akademisi École Normale Supérieure’e girdi. 1893’de Sorbonne’da savunduğu L’Action (Hareket) başlıklı teziyle din meselesinin meşruiyetini felsefî bakış açısıyla ele aldı. Taraftarı olduğu bu fikriyat üniversiteye atanmasını geciktirdi. 1895’te Lille’de doçent; ardından 1897’de Aix-en-Provence’da profesör oldu. Rose Royer ile evlenen Blondel’in üç çocuğu oldu. 1986’da kaleme aldığı Lettre Sur l’Apologétique (Dinin Müdafaası Üzerine Mektup) adlı eseriyle, kendisini Hıristiyanlığın sadece modern düşünce açısından makul görülebilecek taraflarını benimsemekle suçlayan ilâhiyatçıların düşmanlığını üzerine çekerek, modernizm krizinin çalkantılarına kapıldı. Kırk yıla varan süre içinde, dönemin tartışmalarında taraf olarak, görüşlerini olgunlaştırdı. 1919’da eşini kaybeden Blondel, 1927’de görme kaybı nedeniyle emekli oldu. 1934-1937 arası La Pensée (Düşünce), L’Être (Varlık) ve L’Action (Hareket) üçlemesini, savaştan sonra ise L’Esprit Chrétien (Hıristiyanlık Düşüncesi) eserini yayımladı. Düşünür 1949’da Aix-en-Provence’da vefat etmiştir.
Nurettin Topçu mistisizmi ve Blondel’i şu şekilde anlatıyor:
“Mistisizm, dinî yaşayışta en yüksek merhaleyi teşkil eder; ruhun içten ve doğrudan doğruya Allah’la birleşmesinin mümkün olduğunu kabul eden doktrindir. Bu birleşme, normal düşünce ile insanın tabiî varlığına yabancı olan ve birbirinden ayrılmayan yeni bir varlık ve düşünce hali meydana çıkarıcıdır. Mistisizmin esası şundan ibarettir: Hayallerle kavramlar, realiteyi tanıtabilmekten uzaktırlar. Hakikate temas edebilmek için, duyularla tanınabilen eşyanın zekânın eseri olan tasavvurların ötesine geçmek lâzım geliyor. Zira bütün bunlar realiteyi örten perdelerdir. İnsan, perhizkârlık ve zâhitlik yolu ile nefsinden ve eşyadan sıyrılıp da kendini boşluğa sundu mu, önce ruhun karanlık gecesi olan bu boşluk, Newman’ın dediği gibi, ancak karanlıklarla hayallerin ülkesinden hicret etmeyenler için örtülü ve ‘mistik’ olan bir hayatın doluluğu ilhamını getirir.
“Saint Jean de la Croix, Sainte Thérèse gibi büyük mistiklere göre mistik faaliyetin gayesi, sonsuz varlık olan Allah’ın kendine mahsus hürriyetine serbest saha açan ruhun bu çıplaklığı ve bütün tesir gücünden sıyrılması haline ulaşmaktır.1
“Ollé-Lapurne’ün talebesi olan ve geçen asrın sonuyla asrımızda, dinin dayandığı sonsuzluk iradesine bağlı bir felsefe sistemi meydana koyan Fransız Maurice Blondel dinî duyguyu hareketlerimizin ince bir tahlilinden çıkardı. Ona göre irade, daha ilk hareketlerinden başlıyarak, aile, cemiyet ve insanlık basamaklarından geçmek suretiyle, sonsuzluğa atılmak iştiyakındadır. İnsan böylece yeryüzünde ebediliğin yolcusudur. Geri dönülmesi mutlak surette imkânsız olan bu yolculuğun mutlak ve zarurî bir Vacibü’l-vücud’a doğru götürdüğü irade, her türlü hareketlerinde, bu zarurî Bir’e iştirak halinde bulunur. Böylece ilâhî varlık, hem bizi aşkın (transcendant) bulunur, hem de bizimle her an beraber (immanent)dir. Bütün hareketlerimizde, bizim onu isteyen varlığımız, onun iradesi ile birleşmiş bulunur. Bu mânada, ‘hareket, insanla Allah’ın bir terkibi’ olur. Din, hareketlerimizin tabiat âleminden tabiatüstü âleme yükselişidir. Ancak orada hareket, gayesine ulaşmış olur. Dinde irade, bütün samimiyetle kendini tanır ve insan ancak dinde kendi kendine kâfi geldiğini hisseder. Allah bütün hareketlerimizin başında, ortasında ve sonunda gözükür. Bu sebepten bütün hareketlerimiz dinî karakter taşımaktadır. Blondel diyor ki: ‘Ne kadar bayağı olursa olsun, hiçbir hareket yoktur ki, içerisine ilâhî varlık konulmuş olmasın. (...) Hareketlerinin herbirinde içsel bir sonsuzluğun bulunduğu yolundaki müphem duygu, insanı bu ilâhî varlığı bütün kendi hayatı içerisinde yaymaya sürüklüyor. Dinî hareket kendi başına ve öbürlerinden ayrı bir hareket değildir. Öbür hareketlerin hepsini kucaklamaktadır. (...) Ve Allah, düşüncemle hareketimin yapmacık bir aksedişi ve uzanışı gibi bir şey olmak şöyle dursun, düşündüğümle yaptığım şeyin tam ortasında bulunuyor; ben onun çevresinde dolaşıyorum. Düşünceden harekete veya hareketten düşünceye geçmek için, benden yine bana gitmek için, her an onun üzerinden geçiyorum.’
“Blondel, din ve ulûhiyet üzerinde yaptığı pek ince psikolojik tahlillerden, bütün hareketlerimizin Allah’ı aradığı neticesine ulaşmakla dinî hakikatlere dayanan bir felsefi sistem çıkarmış ve XIX. asrın din dışında ideal ve hakikat araştıran gidişine kuvvetli bir tepki yapmıştır.
“XX. asır din meselesinin insanın mukadderatı meselesi olduğu idrakine yeniden bağlanarak dini, felsefenin başlıca konularından biri halinde ele almış bulunuyor. Filhakika asrımız, içtimaî ve iktisadî doktrinler sahasında olduğu gibi, dinî inanışlar sahasında da, şiddetli çarpışmaların yapıldığı asırdır. Onda, bilhassa geçen asrın artığı olan pozitivist ve pragmatist düşünüşlerin hakimiyeti ile Fröydcülüğün birçok zekâları kazanan ilerleyişi yanında, insanın ruh yapısında hayat bulan hakikatlerin sonsuzluğa doğru yol alan iktidarı günden güne artmaktadır. Maine de Biran’dan başlayarak Maurice Blondel’e kadar gelen ve dini hakikatlere insan ruhunda en değerli yeri veren bu cereyanın, yakın gelecekte ve bütün imanlı insanlıkta ruhları daha geniş ufuklara kavuşturması beklenmektedir.”
Mistisizm ismiyle yayımladığımız bu eser düşünürün Türkçe’de daha önce yayımlanmamış Le Problème de la Mystique (Mistik Fenomen) ve Mysticisme Païen et Mysticisme Chrétien (Pagan Mistisizmi ve Hıristiyan Mistisizmi) başlıklı makalelerinden oluşuyor.
DERGÂH YAYINLARI
|
120 sayfa | Kâğıt | Karton kapak | Küçük Boy (13.5 x 19.5 cm.)
Basım Tarihi: Şubat 2008 | 1. Baskı (Baskısı var) | ISBN: 978-975-995-098-9
YTL
|
| |
|
|
POLİTİKA
Aristo
Aristo (Aristoteles), içinde bilgi ile bilme etkinliğinin geçtiği her alana katkıda bulunmuş, Batı ve Doğu düşüncelerini etkilemiş en mühim birkaç filozofdan birisidir.
Yunan politik hayatını kavramada eşsiz olan Aristo döneminde, Yunan medeniyetinin klasik dönemi, bugün anladığımız manasıyla demokrasiden bir takım farklılıklara haiz olunması ve şehir-devletin kalıplarının dışına çıkılmaması gibi nedenlerden dolayı siyasal ve toplumsal manada erimeye yüz tutmuştu. Bu süreç içerisinde kaleme aldığı eseri Politika, onun geniş ve tutarlı sistemindeki siyaset anlayışının olgun bir meyvesi olarak kabul edilir. Eseri, hocası Eflatun'un Devlet'indeki diyaloglarla aktardıklarının eleştirisini de içermektedir. Politika'daki devlet iyi bir şey yapmak için toplanmış bir bütündür ve Aristo için devlet şehir-devlettir. Eflatun'daki, devletin ne kadar büyükse o kadar iyi olacağı anlayışının tersine Aristo'nun devleti, siyasette herkesin etkin olmasını gerektiren küçük bir birimdir ve insanın doğasına uygun esas yönetim şeklidir. İnsan politik hayvandır sözüyle vurguladığı tam olarak da budur. İyi olan iki şeyle mümkündür; ahlâkî ve entelektüel etkinlik. Eserde kölelik, servet edinme, yurttaşlık, anayasa, krallık, devlet yapısı ve devletlerin yanlış işleyen yanları gibi konular ahlâkî boyutlarıyla sistematik olarak tümevarımcı yöntemle izlenir.
Eflatun'un Devlet'inden sonra Aristo'nun Politika'sını yeni bir tercümeyle okuyucularımıza sunuyoruz.
|
278 sayfa | 2. Hamur (ithal) Kâğıt | Karton Kapak | Küçük Boy (13.5 x 19.5 cm.)
Basım Tarihi: Nisan 2007 | 1. Baskı (Baskısı var) | ISBN: 975-995-65-1
12,00 YTL
|
| |
|
|
SANAYİ TOPLUMU
Raymond Aron
Aron, çağdaş Fransız sosyologlarının önderi olarak tanınır. Ona göre iktisadi ve teknik gelişme ideolojileri ne olursa olsun aynı tarz toplumu yaratır. Sanayi toplumlarının ortaya çıkardığı meseleler ve bunların çözüm şekilleri birbirine çok benzer. Aron çağın en ileri toplum tipinin Sanayi toplumu olduğuna inanmakla birlikte bunun hayal kırıklığını da beraberinde getirdiği kanaatındadır. "Sanayi Toplumu"nun aşıldığı söylenen şu günlerde Aron'un eseri daha bir önem kazanıyor. |
263 sayfa | 3. Hamur Kâğıt | Karton Kapak | Küçük Boy (13.5 x 19.5 cm.)
Basım Tarihi: Şubat 1997 | 2. Baskı (Baskısı var) | ISBN: 975-7032-02-6
13,00 YTL
|
| |
|
|
SINIF MÜCADELESİ
Sanayi Toplumu Üzerine Yeni Dersler
Raymond Aron
Ünlü sosyolog ve düşünce tarihçisi Raymond Aron kapitalist sistemde ve Marksist düşüncede çok önemli bir mesele olan sınıf mücadelesi problemini bütün boyutlarıyla ele alıp tartışıyor.
Erol Güngör'ün geniş bir takdimi ve nefis tercümesiyle sunulan eser aynı zamanda modern iktisat düşüncesinin toplumsal yapı arayışlarına da tenkitçi bir gözle yeni açılımlar getiriyor.
|
384 sayfa | 3. Hamur Kâğıt | Karton Kapak | Küçük Boy (13.5 x 19.5 cm.)
Basım Tarihi: Kasım 1992 | 2. Baskı (Baskısı var) | ISBN: 975-7462-23-3
18,00 YTL
|
| |
|
|
UTOPIA
Thomas More
Utopia modern Batı düşüncesi güzergâhında mihenk taşları olan Rönesans, Hümanizm ve Reform hareketleri içinde doğmuş bir eserdir.
Ütopyalar, yaşadığı zamanı sorgulayan insan için, tarihin pek çok döneminde varolmuştur. More da dinine sonsuz bağlı bir Katolikti ama yaşadığı çağın çok ilerisine bakan da bir insandı.
More, Utopia'da Platon'un kusursuz devlet düşüncesinden yola çıkmasına rağmen, o kusursuzluğu tüm toplum hayatına uygulamıştır. Platon'da bölüşüm sadece bir sınıfa özgü olduğu halde Utopia'da tüm topluma yayılır. Platon'da kadınlar ve çocuklar topluma aitken, Utopia'da karı ve kocanın birlikte yaşlanıp ölmesi önemlidir, çocuklar kendi ana ve babaları tarafından büyütülür. Bu hayâl ülkesinde avukat yoktur, çünkü yasalar herkesin anlayabileceği bir biçimde açık ve basittir.
Utopia'yı kimileri erken dönem Hıristiyanlığındaki ortak paylaşımı anlattığı için manastır hayatı, kimileri sosyalizmin öncü metinlerinden biri, kimileri de yalnızca bir şaka diye tanımlamıştır. Thomas More'u çağının çok ötesini gözleyebilen bir hümanist olarak da kabul edenler vardır.
|
159 sayfa | 3. Hamur Kâğıt | Karton Kapak | Küçük Boy (13.5 x 19.5 cm.)
Basım Tarihi: Temmuz 2003 | 1. Baskı (Baskısı var) | ISBN: 975-6611-53-7
9,00 YTL
|
| |
|
|
YİRMİNCİ ASIRDA FELSEFE
Frederick Mayer
Felsefe insanın, daha doğrusu he insanın işidir. Müsbet müşahedeler, felsefenin başlangıcıdır. Felsefe tarihçisi F. Mayer'in bu eseri, 20. yüzyılda ortaya çıkan felsefî akımları ve asrın büyük filozoflarını kısa ve öz bir şekilde ele alıp değerlendiriyor. Russel, Whitehead, Santayana, Croce, Gentile, Vaihinger, Unamuno, W. James, J. Dewey, H. Bergson, O. Spengler ve felsefeleri müstakil olarak işleniyor. |
151 sayfa | 3. Hamur Kâğıt | Karton Kapak | Küçük Boy (13.5 x 19.5 cm.)
Basım Tarihi: Kasım 1992 | 2. Baskı (Baskısı var) | ISBN: 975-7462-55-1
6,00 YTL
|
| |
|
|