===  Anasayfa ===  Arama === Tüm Yayınlarımız === Tüm Yazarlarımız === Hakkımızda === Bağlantılar === Satış Yerleri === İletişim === English  
   
 

ANADOLU KİTAPLIĞI

Bin yıllık müslüman tecrübe... Arkasında birkaç bin yıl daha... Dünya tasavvuru, dil, eşya, toprak... Vatan, evliyalar ve şehitler diyarı... Hatıralar, acılar, büyük başarılar...

 

 

ARAPGİR HASRETİ

Sücaattin Erdem

"Arapgirli'nin en belirgin vasfı, doğduğu büyüdüğü yere olan sevgi ve bağlılığını, hemşerilik duygusunu yitirmemesidir. Karakterimizi yoğuran coğrafya, yaşam serüvenimiz, eğilimlerimizi besleyen sevgiler, acılar, çileli mazi bizim buraya bağlılığımızın 'örgüleri'dir. İçimde öteden beri Arapgir'i yazmak tutkusu birikmiş duruyordu. Bu birikimin yazıya dökülme macerasını 'Önsöz'de dile getirdim. 'Eksik bıraktığım şeyler olduğunun' farkındayım. Arapgir'de benden çok kalan, Arapgir'i iyi bilenlerin 'şunu yazmamış, bunu yanlış hatırlıyor' gibi 'samimi hayıflanmalarına' haklı itirazına peşinen saygı duyuyorum. Muhakkak onların dedesi babası da benim hikâyesini yazdığım kimseler kadar önemli insanlardı. Ben de 'ancak yazayabildiklerimi, duyduklarımı ve hissettiklerimi yazabildim.' Kendilerine sorma imkanı bulamadan, Arapgir'e mal olmuş lakap, şöhret ve hayat öykülerini kitabıma yazdığım saygıdeğer hemşerilerimin beni bağışlayacağını umarım. 'Arapgir Uşahları'na yol gösterebilmiş olmak beni ziyadesiyle mutlu edecektir. Dilerim onlar geç kalmasın, yazılmadık çok şey var."

319 sayfa | 3. Hamur Kâğıt | Karton Kapak | Küçük Boy (13.5 x 19.5 cm.)
Basım Tarihi: Temmuz 2004 | 1. Baskı (Baskısı var) | ISBN: 975-6611-75-8
15,00 YTL

 

BABAMIN EMANETLERİ
Ragıp Nurettin Eğe'nin I. Cihan Harbi Günlükleri ve Harbin Sonrası Hatıratı 1915-1919

Hazırlayan: Güneş N. Eğe-Akter

"Lozan'da iki sene üniversite tahsili sonrası Balkan Savaşı'nda yaralanıp, tekrar Avrupa'ya giderek Paris'te Talebe-yi Osmaniyye müfettişliği vazifesinde bulunduğu anda I. Cihan Harbi dolayısiyle memlekete çağrılan İhtiyât Zâbit namzedi İlyas Ragıb Nureddin, 2 Ağustos 1330 (1914)'da talimgâha duhul etmiş ve 12 Ocak 1915'te günlüğüne başladığı zaman henüz 27 yaşını doldurmamıştı.(...)
Tarihimizde 1915-1919 seneleri arasında cereyan edenlerin ufak bir misalini önümüze seren sahifeler içinde, sizlerle beraber Anadolu'nun pek çok köşesine uğradıkça daha kimlerle tanıştık, nelere şahit olduk... Belki ismi geçenlerin çocukları, torunları, yeğenleri; babalarını, dedelerini, amca ve dayılarını bu sahifelerin içinde bulurlar, geçmişin karanlıkları kendileri için aydınlanmış olur. (...)
Babamın, içinde bulunduğu hadiselerin tarihi önemini takdir edip, gençliğinin enerjisi ile günü gününe kaydettiği bu hatıraları, sakladığı evrakı bir gün sizlerle de paylaşmayı tahayyül ettiğini düşünerek yola çıktım. Kendisi bu kitabı hazırlamış olsaydı şüphesiz bizzat yaşadıklarını etraflı ve kendi uslübuyla, daha renkli bir şekilde nakleder, tarhimiz cihetinden de çok daha zengin bir eser takdim etmiş olurdu."

403 sayfa | 3. Hamur Kâğıt | Karton Kapak | Büyük Boy (16.5 x 23.5 cm.)
Basım Tarihi: Mayıs 2006 | 1. Baskı (Baskısı var) | ISBN: 975-995-037-5
24,00 YTL

 

BU DAĞLARIN ARDI (Yeni)

Şücaattin Erdem

ÖNSÖZ

Dedem; askerliğinin altıncı senesinde, Yunanı denize dökerek köyüne dönebilen üç neferden biri, bir İstiklal Harbi gazisiydi. Haymana’dan; Sakarya - İnönü - Afyon - Dumlupınar’a... Manisa - İzmir’e kadar, muharebe ede ede geçtikleri yerleri; köyde cemaatına, çarşıda kasabalıya, yolda arkadaşına anlattığında defalarca dinlemiştim. Çocuk aklımla mahiyetini tam kavrayamadığım; yokluk yoksulluk, kanaatkârlık, dayanıklılık, azim, cesaret... bu kahramanlık anıları; belleğime bir masal gibi yerleşmiştir. Dedemin yaşadıklarını, babam da kendi yorumuyla naklederdi. Ne dedemin, ne de babamın anlattıklarını yazmadığıma hayıflanırım. İlk ağızdan işittiğim seferberlik, milli mücadele... savaş öyküleri; şimdi, her biri hazine değerinde, birer ibret vesikası olacaktı. Keşke bilincine varıp; duyduğumu, öğrendiğimi başlangıçtan beri yazsaydım... İsmi “Hacı” olan dedem; askerde bölük eminliği de yapmıştır. Köyünde, mektep medrese görmüş üç beş kişiden biriydi. Tarlası tapanı kıt, rençperliği dardı. Cepheden köyüne döndüğünde imamlık boynuna borç olur. Her hanenin, kendi nüfusuna variyetine göre, bir “godik” veya bir “mucur”, “yarım”, “tümün”... ‘hak’ vererek tuttuğu imamlardandı. Dedemin “hak”kını! çobanların, kizirin safına katılarak; harman harman toplardım. Ayşe Halam yedi yaşındadır. Dedem askerden döndükten bir yıl sonra küçük Halam “Periza” dünyaya gelir. Babaannem ertesi sene iki kızın üstüne Şerafettin’i doğurur. 1925 doğumlu babam! Onun bu dünyada sevgisine doyamadığı yegâne insandı... Hoca Babası; dokuz yaşına kadar, Şerafettin’e eski Türkçe, yeni Türkçe okuyup yazmayı belletmiştir. Kendi kavlince; tarih, coğrafya, tabiat bilgisi, hesap falan da öğretir. Arapgir İlkokulu Baş Muallimi “Varnalı”; imtihandan geçirdiği Şerafettin’i, üçüncü sınıftan başlatır. Şerafettin; sekiz kilometrelik inişli çıkışlı Budak, Çobanlı, Kıçikli, Türüdü... Küçük Çarşı yolunu: yağmur çamur, kar kış demeden altı sene tepeler... Parmakla gösterilen talebeliği nihayetinde, Arapgir Ortaokulu’nu iftiharla bitirir. Kendinden önce okuyanların kitaplarını, emaneten alırmış. Kamış ucuna taktıkları kurşun kalemi, iki santim kalıncaya kadar kullanırlar. Çay kıyısından seçip götürdüğü kamışları, birer karış boyunda keserek arkadaşlarına verir, yerine; defter ortasından çıkarılmış iki yaprak alır. Babaannem bu yaprakları dikerek defter haline sokar. Aynı defterin sayfalarını silip ertesi sene de kullanacağı için yazı yazarken kalemini bastırmaz. Ceket, pantolon, palto... gibi giysiler sadece zenginlerin üzerinde gördüğü şeylerdir. Şerafettin; senelerce bir köyün gurbete yolladığı mektubunu yazıp, gurbetten gelen mektubunu okur. Köylü kısmı birbirinin iciğini cıcığını (her şeyini) bilmez mi? O da mektup sahibine sormadan ne diyeceklerini düşünür bulurmuş. Babam mektuplarda köyün ahvalini, şu sıra ne iş gördüklerini, malın, davarın, “alafın”, ekinlerin durumunu... doğumu, ölümü, kışın çetin geçtiğini... “ayamların” iyi yada kötü gittiğini... usulü ve münasibince yazar. Sonunda eksiği var mı diye okur. Hislenen dinleyicilerin çıt çıkarmaması, süzülen gözyaşları, kiminin mütebbessim sükutundan... mektubun çok beğenildiği anlaşılırmış. “Vula eferim Şerefettin! Sağ olasın. Nasıl da gözel yazmışsın, aklınla bin yaşa! Böyük memur olasın” derlermiş. Şerafettin; mektubun sonunda, dilek ve temennileri, selâmların bir tekini unutmaz. Ona, her sefer pestil ceviz verirler, iki cebini nohut doldururlar. Dualar kabul olmuş, Şerafettin okumuş, Kadı Yenge’nin (babaannem) gözünün nuru köyden çıkmıştır... “Köyün meşakkatli hayat şartlarından kurtuldu, işi gücü rahatı iyi ya… canı sağ olsun da gurbette olsun” diyerek, oğlunun memurluğuna pek sevinir, hep şükrederdi. “Şeherli” gelini (Annem) Sidret ile, biz torunlarıyla her zaman gururlanırdı. Köyde, Kuran-ı Kerim’den başka kitaplar da bulunan tek ev bizimkiydi. Hoca Dedemin eski Türkçe; Siyer-i Nebi, Mızraklı İlmihal, Hadis kitaplarından ayrıca; benim de karıştırıp okuyabildiğim Bedir, Uhud, Hendek... Gazveleri, Hayber’in Fethi, Battal Gazi Destanı... risaleler vardı. Bütün bunlar kış odasının yüksek tereğinde dururdu. Dağılmış, solmuş – silinmiş bu küçük kitapçıkları arkadaşlarıma gösterirken; sayfaları dikkatle çevirir, yırtılıp kopmamasına özen gösterirdim. Yazılı kâğıtlar, hele de Arap harfleri ile yazılı olanları bir ekmek parçası, bir nimete yakışır şekilde kutsanır, ayak basılmayacak, ellenemeyecek bir yerlere kaldırılırdı! Evimize gelenlere bir lütufta bulunuyormuş, sanki kimseye vermediğimiz bir sırrı paylaşıyormuş gibi, sayfalarını ağır usul çevirdiğim; kara kaplı bir kitap daha vardı. Tek kelimesini anlamadığım bu eski Türkçe kitap: cennet cehennem, kıyamet tasvirleriyle doluydu. “Gayya Kuyusu”, “Sırat Köprüsü”, minberler, köşkler – tahtlar - sancaklar, Peygamber Efendimizin Hırka-yı Şerifleri, seccadesi, kılıcı, ibriği, takunyası... günah ve sevaplarımızın tartılacağı terazi... Hz. Ali’nin Zülfikar’ı... daha böyle bir çok şey elle çizilmişti. Kim hangi akla hizmetle, ne amaçla bunları resmetmeye kalkışmıştı? Dedemin bu kitabı gayri ciddi bulduğu, elimizde dolaşmasına izin verdiğinden belliydi. Eğer saklanmış olsaydı tercüme ettirir, ne mene bir şey olduğunu anlardık. Babamın “iftihar kitabı” ise köyde isim seçmekte başvurulan (kılavuz) bir kitaptı. Resimlere tek tek bakılır, isminin güzelliği kadar, öğrencinin yakışıklı olup olmadığı da incelenirdi. Maarif Vekili Hasan Ali Yücel’in imzaladığı 615 sayfalık albümde; 1941/1942 Eğitim Öğrenim Döneminde, Türkiye’nin bütün ortaokul ve liselerinde (meslek ortaokulları ve liseleri dahil) iftihara geçmiş öğrencileri yer alıyor. Her sayfasında azami dokuz resim olan bu albümde, yaklaşık 5500 fotoğraf bulunuyor. Babamın yaşıtları olan: Metin Toker, Erdal İnönü, Şevket Demirel, Necmettin Erbakan, Faruk Sükan, Can Yücel, Mazhar Zorlu, Gazi Yaşargil, Asım Bezirci, Halit Kıvanç, Doğan Avcıoğlu, İsmet Giritli, Özcan Köknel, Cevat Babuna... gibi yüzlerce siyaset, sanat ve iş adamı, öğretim üyesi, bürokrat... daha nice ünlünün içinde yer aldığı bu albümü kütüphanemde saklamak ve konuklarıma göstermekten halen de büyük haz duyarım. O tarihlerde; ortaokulsuz ilçeler, lisesiz iller ekseriyetteymiş. Bizim zamanımızda bile, çoğu ilçedeki; yüksek tahsilli sayısı kaymakam, hakim, savcı... gibi birkaç memurdan ibaretti. Üniversite, fakülte, profesör, doçent... telaffuza yeltenemediğimiz gizemli, esrarengiz kelimelerdi. İlkokulu yeni bitirmiştim. 27 Mayıs 1960 İhtilalinin meşruiyetini anlatmak için köy köy dolaşıp toplantılar yapan hükümet-devlet erkânı saflarında bir hukuk öğrencisi görmek hepimizi şaşırtmıştı. Onun konuşmasını hayranlıkla, ağzımız açık dinlemiştik. Ortaokul, lise ve ziraat fakültesi birinci sınıfta; yedi yıl boyunca Fransızca dersi aldım. Ama! Babamın mütevazı bir ilçe ortaokulunda öğrendiği kadar öğrenemedim. Otuzbeş-kırk sene önce ezberlediği okuma parçalarını unutmamıştı. Edebiyat yönüyle de öyleydi. Bildiğim şiirler onun ezberinde tuttukları yanında hiç kalıyordu. Gazyağı fitilinin ışığında ders çalışan babam; aritmetik bağıntılar, geometri teoremleri, fizik kanunları, kimya formülleri... öğrendiklerini, onca zaman aklından çıkmayacak kadar iyi öğrenmişti. Babam, ilkokuldan itibaren; benim ve diğer iki kardeşimin dersini, sınavını ilgiyle takip etti. Biçare adam, mezuniyetimizi göreceği günlere kadar talebelikten kurtulamadı. Ben de önce kızım İffet, sonra oğlum Mehmet ile; öğrencilik heyecanını, kaygılarını bir daha bir daha yaşadım, yeniden öğrendim. Bugün hâlâ; yolculuklarım... yatakhane, yurt, dershaneler, sınavlar... sancılı öğrencilik günlerim! rüyalarıma giriyor. Yolculuklarımızın her biri müstakil bir seyahat, bir macera niteliğindeydi. Yollar, araçlar... bugünkü ulaşım ve iletişimden eser yoktu. Derslerimiz ağırdı. Öğretmenler ödün vermezdi. Ders geçmek sınıf atlamak kolay değildi. Çok ama çok çalışırdık. Şimdiki nesiller bizim yaşadığımız karne, diploma sevincini yaşamıyor. Babam kadar olmasa da! bizler de bellediğimizi tam bellerdik. Okumuş, vasıflı insanlara hayranlık beslenir, gıpta edilirdi. Mesleklerin haysiyetini koruduğu; henüz ayağa düşmediği yıllarda tahsile çıkmıştık. Babam dedeme, ben babama, oğlum ise; bana göre çok daha iyi imkânlara erişti. Girdiğim sınavlar, öğrencilik günlerinden beri yaptığım sayısız yolculuk, meslek hayatımın ilk izlenimleri; görüş ve hislerimi derinden etkilemiştir. Tahsil olanağı bulamayanlar, çoğunluktaydı. Geleceğe hazırlanırken; “Bu dağların ardına!” borçlu olduğumuzu unutmadık. Bugün de hâlâ, ülkesinin kaderi önünde düşünen; sorumlu, duyarlı... “bir kuşağın” naçiz bir ferdi olmaktan övünç duyuyorum. Babamın şartları ortaokuldan ileriye gitmesine elvermemişti. Fakat O; bizlerin iyi mekteplerde okumasını, yüksek tahsil yapmasını, fazlasıyla arzuluyordu. Ben de çocuklarımın iyi yetişmesini, mazlum insanımıza hizmet etmelerini; canı gönülden istedim. Çok şükür! Dileklerim kabul oldu. Onlar, beğendikleri eğitim ve öğrenimi gördüler. Bir şeyi gerçekten bilmenin, iyi anlamanın yolu: çalışıp çalışıp biraz daha çalışmaktı... Her zaman! “Onurlu ve dürüst yaşamanız, inancınız; başarınızdan çok daha değerliydi...” Çocuklarımla arkadaşlık etmenin, kazanımlarımı onlarla paylaşmanın mutluluğunu yaşadım. Ömrüm vefa ettikçe de devam edeceğim. Hisse çıkarmaları için, yeri geldikçe anlattığım nice kıssayı kim bilir kaç sefer çocuklarım dinledi. Onlardan bazılarını yazarak bu kitabı oluşturdum. Siz de çocuklarınıza da okutursunuz. Çocuklarıma bırakacak başkaca bir şeyim, servetim yok. SÜCAATTİN ERDEM

286 sayfa | Kâğıt | Karton kapak | Küçük Boy (13.5 x 19.5 cm.)
Basım Tarihi: Nisan 2008 | 1. Baskı (Yeni) | ISBN: 978-975-995-111-5
YTL

 

ELBİSTANLI RAHMİ ERAY

Heyet
Hazırlayan: Ezel Erverdi

Rahmi Eray, Anadolu'nun yangın yerine döndüğü yıllarda (1918) Elbistan'da doğar. Yetimliğin mektebinde büyür. İlköğrenimini Elbistan'da, yüksek öğrenimini İ.Ü. Tıp Fakültesi'nde yapar. 1938'de geldiği İstanbul'da büyük-küçük geniş bir muhitin "ağabey"idir.
Yakalandığı damar kan hastalığı, onu on sekiz sene yatağa ve durağan bir hayata mahkum eder. Etrafında bir halka oluşur. Kendi dert ve ızdırabına kimseyi ortak etmez. İnsanları doğrudan tenkit etmez, dolaylı ve genel hitaplarla karşındakilere hakikati gösterir. Gelenlerin dertlerine çare bulan "doktor" gibidir. Kindarlara merhamet, şiddet ve hiddetlilere itidali, nefse karşı aklı, asilere hürmeti öğreten bir "muallim"dir.
Namı yok, şöhreti yok, mesleği ve sıfatı yok, eseri yok, mülkü ve parası yok, adını devam ettirecek kimsesi yok. Ama örnek bir hayatı, sözleri ve davranışları var. Onu unutturmamak, Yunus misali yarınlara kalsın istedik.

121 sayfa | 3. Hamur Kâğıt | Karton Kapak | Küçük Boy (13.5 x 19.5 cm.)
Basım Tarihi: Kasım 2000 | 1. Baskı (Baskısı var) | ISBN: 975-7032-79-4
8,00 YTL

 

GÜMÜŞHANEVÎ HALİFELERİNDEN ŞEYH OSMAN NİYAZİ EFENDİ VE GÜNEYCE RİZE'DEKİ TEKKESİ

İsmail Kara

Gümüşhanevî halifelerinden Şeyh Osman Efendi, XIX. asrın sonları, XX. ssrın başlarında Halidî-Nakşîliğin Doğu Karadeniz Bölgesi'nde yayılmasında önemli roller üstlenmiş bir zattır. Bu kitapta onun hayatı, tarikat faaliyetleri, halifeleri, Güneyce Rize'deki tekkesi, kütüphanesi ve yörenin eğitim-öğretim hareketlerine katkısı ele alınmaktadır.

48 sayfa | 3. Hamur Kâğıt | Karton Kapak | Küçük Boy (13.5 x 19.5 cm.)
Basım Tarihi: Ocak 2004 | 1. Baskı (Baskısı yok) | ISBN: 975-6611-64-2
- YTL

 

GÜNEYCE-RİZE SÖZLÜĞÜ
Bir Doğu Karadeniz Köyünün Hafızası ve Natıkası
İsmail Kara

Okuma yazma oranının artması yanında televizyon ve gazetelerin dağ köylerine kadar nüfuz etmesi, Türkçe'nin mahalli kelime hazinelerini ve şivelerini giderek daha fazla etkiliyor, törpülüyor. Şimdi yaşları 40-50 civarında olan nesil önümüzdeki çeyrek yüzyıl içinde bu dünyadan el-etek çektiklerinde sadece kendilerini değil birçok mahalli kelime ve deyimi de belki bir daha tedavüle girmeyecek şekilde yanlarına alıp götürecekler.
TDK'nun muhalled Derleme Sözlüğü başta olmak üzere birçok derleme ve folklor çalışması yapılmış olmakla beraber kaybolup gitmekte olanlara nazaran bunların yetersizliği açık olsa gerektir. Kaybolup giden sadece kelimeler değil aynı zamanda bir zihniyet dünyası, bir yaşama tarzıdır.
Güneyce/Rize Sözlüğü, bir doğu Karadeniz köyünün hafızası ve natıkası ne kadar satırlara dökülebilirse o kadarını tesbit ve şerhetmeye dönük bir çalışmadır.

249 sayfa | 3. Hamur Kâğıt | Karton Kapak | Küçük Boy (13.5 x 19.5 cm.)
Basım Tarihi: Ekim 2001 | 1. Baskı (Baskısı var) | ISBN: 975-6611-12-X
13,00 YTL

 

İLK RİZE MÜFTÜSÜ MEHMET HULUSİ EFENDİ
Rize Hadisesi Hac Hatıraları
İsmail Kara

İlk Rize Müftüsü Mehmet Hulusi Efendi (Alemdar), Mustafa Kemal Paşa'ya, 1924 sonbaharında Karadeniz seyahati sırasında verdiği dilekçe ile tarihe geçti. Dilekçesinde medreselerin açılması veya yeni eğitim sisteminde medreselerden de yararlanılmasını teklif ediyordu.
Bu çalışma Hulusi Efendi'nin hayatı, dilekçe hadisesi ve bunun Türk inkılâp tarihi metinlerine yansıması ele alınıyor.
Müftü Efendi'nin 1949 yılı Hac hatıraları ise türünün nadir örneklerinden biri olarak kitabı tamamlıyor.

78 sayfa | 3. Hamur Kâğıt | Karton Kapak | Küçük Boy (13.5 x 19.5 cm.)
Basım Tarihi: Temmuz 2004 | 1. Baskı (Baskısı var) | ISBN: 975-6611-79-0
4,50 YTL

 

KUTUZ HOCA'NIN HATIRALARI
Cumhuriyet Devrinde Bir Köy Hocası

Hazırlayan: İsmail Kara

Cumhuriyet devrinde yaşamış, medrese eğitimi almış, dini hizmetlerde bulunmuş hocaların ve şeyhlerin kalemlerinden çıkma hatırat ve hal tercümesi kitapları yok denecek kadar az. Bu nedret, laiklik anlayışı ve uygulamaları başta olmak üzere Cumhuriyet inkılâplarının ve ideolojisinin hocalar, şeyhler ve onların etrafında kümelenen insanlar tarafından nasıl anlaşıldığı, hangi argümanlarla meşrulaştırıldığı, ne tür karşı veya paralel tepkiler gösterildiği, din eğitimi kademelerinin kimler vasıtasıyla ve hangi şartlarda verildiği meselelerini anlamamızı güçleştiriyor.
1918 doğumlu Kutuz Hoca bir köy hocası. Bu hatıratta ailesi, hocaları, tahsili, meşgaleleri ve imamlık hizmetiyle alakalı hatıraları yer alıyor. Nadir bir kaynak metin.

190 sayfa | 3. Hamur Kâğıt | Karton Kapak | Küçük Boy (13.5 x 19.5 cm.)
Basım Tarihi: Kasım 2000 | 3. Baskı (Baskısı var) | ISBN: 975-7032-76-X
12,00 YTL

 

MAHMUD UBEYDULLAH EFENDİNİN MALTA, AFGANİSTAN VE İRAN HATIRALARI


Hazırlayan: Ömer Hakan Özalp

İttihat ve Terakki hareketi içinde ilmiye kaynaklı önemli isimlerden biri olan Mehmed Ubeydullah Efendi aynı zamanda bir hatırat yazarı. Bu eserde müellifin hayatı ve eserleri verildikten sonra dipnotlu ve ekli olacak Malta hatıraları bir araya getirilmekte, Afganistan ve İran'la ilgili hatıra notları da yayınlanmaktadır. Özellikle Malta sürgünleri açısından vazgeçilmez bir kaynak.

344 sayfa | 3. Hamur Kâğıt | Karton Kapak | Küçük Boy (13.5 x 19.5 cm.)
Basım Tarihi: Kasım 2002 | 1. Baskı (Baskısı var) | ISBN: 975-6611-46-4
17,00 YTL

 

MEHMET KAPLAN HAYATI VE ESERLERİ

İnci Enginün - Zeynep Kerman
Hazırlayan: İnci Enginün - Zeynep Kerman

Yeni Türk Edebiyatı araştırmalarına uyguladığı tahlil yöntemleriyle edebiyat araştırmacılığının seçkin isimlerinden olan Prof. Dr. Mehmet Kaplan eserleri ve şahsiyetiyle ölümünden sonra da etkisini sürdürmektedir. Bu kitap Hoca'nın vefadar iki talebesi tarafından hazırlandı. Kitapta Hoca'nın hem hayatını hem de eserleri hakkında bilgiler bulacaksınız.

192 sayfa | 3. Hamur Kâğıt | Karton Kapak | Küçük Boy (13.5 x 19.5 cm.)
Basım Tarihi: Nisan 2000 | 1. Baskı (Baskısı var) | ISBN: 975-7032-78-6
10,00 YTL

 

MEŞRUTİYETTEN CUMHURİYETE BİR MEVLEVÎ ŞEYHİ ABDÜLBÂKÎ BAYKARA DEDE
Hayatı, Şahsiyeti, Eserleri ve Şiirleri
Mustafa Erdoğan

"Mevlevî şeyh ve dervişlerinden İstanbul'da bir alay teşkil olundu. Bütün Mevlevîlerin bu alaya kaydolunması bildirildi. Dervişler nefer, onbaşı, çavuş oldular. Şeyhler de muhtelif rütbelerde subay. Maamâfih bu alaya diğer tarikatlerden veya hiçbir tarikata intisabı olmayanlar da yazıldı. Fakat hepsinin başına bir Mevlevî sikkesi giydirilerek Mevlevî addolundular. Başlarına o zaman Konya'da bulunan Hazret-i Mevlânâ Dergâhı Şeyhi ve Mevlevîlerin en ulusu sayılan Veled Çelebi (İzbudak) alay kumandanı tayin olundu. Teşkil olunan alayı ve sancağı alarak Konya'ya, alay kumandanına, Veled Çelebi'ye vermek vazifesi, Çelebi efendinin İstanbul'da kapı çuhadarı yani vekil-i umûru olan Yenikapı Mevlevîhânesi Şeyhi Abdülbâkî Efendi'ye tevdi olundu. Harbiye Nezâreti (Şimdiki üniversite merkez binası) önünde yapılan merasim ve edilen duaları müteakip alay sancağı, Şeyh Abdülbâkî Efendi'ye verildi ve onun riyasetinde kafile Konya'ya hareket etti. Konya'da diğer yerlerden gelen Mevlevîlerle kadrosunu tamamlayan alay, Hazreti Mevlânâ türbesi önünde yapılan merasimden sonra, Veled Çelebi'nin kumandası altında Şam'a hareket etti."

416 sayfa | 3. Hamur Kâğıt | Karton Kapak | Küçük Boy (13.5 x 19.5 cm.)
Basım Tarihi: Eylül 2003 | 1. Baskı (Baskısı var) | ISBN: 975-6611-56-1
21,00 YTL

 

MEŞRUTİYETTEN CUMHURİYETE HATIRALARIM
İstanbul/Trabzon/Selanik/Suriye
Hüseyin Kâzım Kadri
Hazırlayan: İsmail Kara

II. Meşrutiyet devrinin önemli siyaset ve fikir adamlarından Hüseyin Kazım Kadri (1870-1934) bir Osmanlı bürokrat ailesinde yetişti. Dostları arasında Mehmet Akif, Tevfik Fikret, Abdullah Cevdet, Hüseyin Cahit, Ziya Gökalp, Fatin Gökmen gibi dönemin değişik fikir akımlarına mensup kişiler vardı. Dini meselelerde modernist, siyaset ve müesseseler konusunda muhafazakar bir tavır sergileyen Hüseyin Kazım'ın hatıraları, II. AbdülHâmid, II. Meşrutiyet, Milli Mücadele ve Cumhuriyet'in kuruluş yıllarının siyasi ve fikri tartışmaları, mücadeleleri için yeni bilgiler ve farklı yorumlar ihtiva eden önemli bir kaynak. İttihat ve Terakki, Son Osmanlı Meclis-i Mebusan'ı, Misak-ı Millî, MM grubu, İstanbul-Ankara ilişkileri, I. Cihan Harbi'nde Suriye ve Beyrut çevresi gibi önemli konularda istisnai bilgiler de ihtiva ediyor.
Siyasi ve idari hayatının İstanbul, Trabzon, Selanik, Halep, Beyrut gibi Osmanlı coğrafyasının değişik merkezlerinde geçmiş olması hatıralarının değerini daha da artırıyor.

360 sayfa | 3. Hamur Kâğıt | Karton Kapak | Küçük Boy (13.5 x 19.5 cm.)
Basım Tarihi: Haziran 2000 | 2. Baskı (Baskısı var) | ISBN: 975-7032-81-6
19,00 YTL

 

REMZİ OĞUZ ARIK'IN FİKİR DÜNYASI

Ziya Bakırcıoğlu

Remzi Oğuz Arık, Ziya Gökalp'e alternatif milliyetçilik programı sunar. Milliyetçiliği oluşturan unsurları ikiye ayırır. Statik ve dinamik unsurlar. Remzi Oğuz Arık'ın milliyetçiliğinde en belirgin özellik, anavatana (Anadolu'ya) ve köylüye verdiği önemdir. Kurduğu partinin adı da bunu gösterir. Sermaye terakümüne ve sermayenin imtiyazlı ellerde toplanmasına karşıdır, Türk halkının topyekün kalkınması için sosyal adaletçi görüşlere sahiptir.
Ömrü boyunca bu vatanı bütün sevgisi ile kucakladı, içinde bir mabetteymiş gibi yaşadı. Cephede savaştı, Fransa'da öğrenime giden öğrencilere "veli"lik, "arkeolog" olarak kazılar yaptı, Türk "müzeci"liğinin kurucusu oldu. Üniversitede "hocalık", Meclis'te milletin "vekil"liğini yaptı.

288 sayfa | 3. Hamur Kâğıt | Karton Kapak | Küçük Boy (13.5 x 19.5 cm.)
Basım Tarihi: Ekim 2000 | 1. Baskı (Baskısı var) | ISBN: 975-7032-86-7
14,00 YTL

 

SADULLAH PAŞA YAHUD MEZARDAN NİDÂ

Mehmet Galip Bey
Hazırlayan: Nazir Akalın

Sadullah Paşa, Tanzimat döneminin devlet terbiyesiyle yetişmiş, çalışkan, dürüst, zeki, dirâyetli, vatansever devlet adamlarından ve eli kalem tutan dahiyâne üslûp sahibi zirve edebiyatçılarından biridir. O, siyasî tarafları ağır basmasına ve eseri çok az olmasına rağmen, Tanzimat dönemi Türk edebiyatının en şöhretli edebî şahsiyetleri arasında yer alır. Her ne kadar meslekî meşgalelerinden fırsat bulup kendisini tam mânâsıyla edebiyata verememiş; kitaplık çapta bir eser ortaya koyamamışsa da; imza attığı birkaç makale, mektup, şiir ve manzûm tercüme bile, kendisinin ne denli kudretli bir edebiyat adamı olduğunu göstermeye yetmiştir. Mehmed Galib Bey'in eseri bu siyasî-edebî şahsiyeti günyüzüne çıkarıyor.

200 sayfa | 3. Hamur Kâğıt | Karton Kapak | Küçük Boy (13.5 x 19.5 cm.)
Basım Tarihi: Mart 2003 | 1. Baskı (Baskısı var) | ISBN: 975-6611-47-2
12,00 YTL

 

SÖZÜ DİLDE HAYALİ GÖZDE

İsmail Kara

Yazar İsmail Kara, uzun portre-hatıra denemelerini bir araya getirdiği Sözü Dilde Hayali Gözde kitabını şu satırlarla okuyucuya takdim ediyor: "Bu kitapta tesadüf edeceğiniz zevat hakkında hatıra-deneme metinleri kaleme almanın benim için vazife diyebileceğim bir tarafı var. Onlar, kaderin sevkiyle tanıdığım, bilgi ve görgü itibariyle istifade ettiğim, dünya tasavvurları hakkında fikirler ve intibalar edindiğim, bir ilmî ve fikrî çabanın nasıl yürütüleceğiyle alakalı tutamaklar yakaladığım hayatımın tesadüfleri oldular. İyi ve bereketli tesadüfler... Onları bende bıraktıkları ebedî izlerle; bir kısmı derin, ahlâkî ve felsefî, bazıları acı, az bir bölümü de ironik veya şaşırtıcı taraflarıyla kendimce inşa edecektim. Belki de kendimi yeniden inşa edecektim. Yapmak istediğim şey klasik mânada bir hatırat yazmak değil. Yazdığım metinlerde her ne kadar belli kişiler etrafında bir takım hadiseleri gevşek bir kronoloji içinde aktarmak olsa da birkaç neslin hangi bilgi daşarcığı, nasıl bir hissiyat, ne tür bir Türkiye ve gelecek arzusu içinde yeşerip serpildiğini vermek benim için daha önemli ve önceliklidir. Çünkü o bilgi dağarcığı, o hissiyat ve gelecek tasavvuru içinde başkaları gibi ben de bir şekilde varım". Kitapta hatıraları yer alan kişiler: Rize müftüsü Yusuf Karali Hoca, Nurettin Topçu, Osman Turan, Ali Nihat Tarlan, Mehmet Kaplan, Cemil Meriç, Tahsin Banguoğlu, Abidin Nesimi, Veli Ertan, İsmail Arar, Ali İhsan Yurt, Orhan Şaik Gökyay, Ziyad Ebüzziya, Hafız Abdurrahman Gürses, Cinuçen Tanrıkorur, Şinasi Akbatu, Ahmet Yivlik, Muhammed Hamidullah, A. Schimmel, Kevser Atay, Bedri Özmen, Ahmet Özmen.

271 sayfa | 3. Hamur Kâğıt | Karton Kapak | Büyük Boy (16.5 x 23.5 cm.)
Basım Tarihi: Ağustos 2006 | 2. Baskı (Baskısı var) | ISBN: 975-995-019-7
22,00 YTL

 

SULTAN ABDÜLHAMİT DEVRİ HATIRALARI VE SARAY İDARESİ

Örikağasızade Hasan Sırrı
Hazırlayan: Ali Adem Yörük

Örikağasızâde Hasan Sırrı Bey (1861-1933) II. Abdülhamid döneminde yetişen ve kırk yıla yakın devlet hizmetinde; mabeyn mütercimliği, Maarif Nezareti ve Rüsumat Emaneti mektupçuluğu, Darülmuallimîn ve Mekteb-i Hukuk’ta müderrislik görevlerinde bulunmuş, emekli olduğu 1920 yılına kadar Rüsumat genel müdürlüğü yapmış idareci ve eğitim adamlarımızdandır. Elinizdeki bu kitapta, Sırrı Bey’in iki tefrikada yer alan hatıraları toplanmıştır. Eski harflerle yazılmış hatıraları aynen Latin harflerine aktarılmış, özgün diline dokunulmamıştır. 1924 yılında Vakit gazetesinde “Sultan Abdülhamid-i Sânî devrine ait bazı hatıralar” başlığıyla yayınlanmış tefrika ile gene aynı gazetede Cumhuriyet’in ilanının birinci yıldönümü münasebetiyle başlamış, otuzuncu sayı boyunca yayımlanmış olan “Saray idaresinin içyüzü” üstbaşlıklı yazılarından oluşan eserde, neredeyse kronolojik olarak II. Abdülhamid dönemindeki bütün faaliyetlerini içerir. Rus Harbinin Erzurum’daki akisleriyle başlayan hatıralarda, Yıldız sarayı ve idarî faaliyetleri, hükümet daireleri, dönemin mektepleri, Ermeni meselesi ve Anadolu’nun ahvâli hakkında dikkate değer bilgi, gözlem ve yorumlarla; II. Abdülhamid ve dönemin öne çıkan ricâli ile gölgede kalmış kimi şahsiyetler, bu dönemindeki Saray idaresi ve teşkilatına dair bilgiler verilir. Yazar, bu yazılarında yer yer, II. Meşrutiyet dönemini de kapsayan hatıralarıda dahil olarak, fikir ve hatıralarını karışık tarzda kaleme almıştır.

260 sayfa | Kâğıt | Karton Kapak | Küçük Boy (13.5 x 19.5 cm.)
Basım Tarihi: Ekim 2007 | 1. Baskı (Baskısı var) | ISBN: 978-975-995-075-0
13.00 YTL

 

 
     

 

   
   
   
   
   
   
   
   
 
             
Sunucu, Programlama ve Tasarım: GösterGe Hizmetleri